Haftaya İsrail ile Hamas arasında hafta sonu başlayan çatışmalarla başladık. Küresel piyasalar Pazartesi gününe çok tedirgin başlamalarına rağmen, hafta genelinde dış piyasalarda Orta Doğu’da yaşanan bu çatışmalar kaynaklı güçlü bir jeopolitik risk fiyatlaması görülmedi. Bunun birkaç sebebi olduğunu düşünüyorum. İlki bu bölgede yıllardır bu gibi çatışmaların yaşanmasına rağmen bu etkilerin yerel düzeyde kalan geçici etkilere sahip olduğunun düşünülmesi. Ayrıca piyasaya göre çatışmaların yaşandığı bölge hem ticaret akımı hem de sermaye akımı anlamında küreselden görece izole olması. Ama buna rağmen hafta başında başta petrol ve sonrasında da güvenli liman talebi kaynaklı olarak altın ve gümüş olmak üzere kıymetli madenlerde kısmi bir yükseliş de görüldü. Brent petrolde haftaya yüzde 4’ü aşan yükselişle başlayıp 90 dolara yaklaştı. Hafta içinde ise jeopolitik risk fiyatlamasının gerilemesiyle 85 dolara kadar geri çekilmiş olsa da bu yazıyı kaleme aldığım Cuma günü yeniden 89,6 dolara yükseldi. Güvenli liman talebi ile ons altın da Cuma günü 1910 dolara yükseldi. Yani hafta içi azalan jeopolitik risk fiyatlaması Cuma günü yeniden güçlendi.
Küresel tarafta öyle anlaşılıyor ki savaşın çok derinleşmemesi ve yerel düzeyde kalması durumunda bölgedeki çatışma başta petrol ve doğalgaz fiyatları olmak üzere enerji fiyatlarında yükselme şeklinde kendini gösterecek. Çatışmanın yaşandığı bölgede petrol ticaretinin yapılması bunun yanı sıra İsrail’in doğalgaz üretim sahalarının kapanmış olması da olası yükselişin en büyük sebebi olacak. Her ne kadar şimdilik İran’ın bu işle bir bağlantısı olmadığı ifade ediliyor olsa da, İran’ın ve hatta Suriye ve Lübnan’ın da savaş sürecine doğrudan ya da dolaylı bir biçimde dâhil olması başta petrol ve altın olmak üzere piyasa fiyatlamalarını çok farklı boyutlara getirip çok farklı gündemleri konuşmamıza da neden olabilir elbette. Bu konuda kriz kâhini Roubini küresel düzeyde yatırımcıların krizin bölge dışına da yayıldığı bir riski henüz fiyatlamadığını ve eğer savaşın yayılma riski de fiyatlanırsa özellikle artan petrol ve doğalgaz fiyatlarının da etkisiyle tüm dünyada stagflasyonist bir etki yaratabileceği tahmininde bulundu.
Küresel piyasaların jeopolitik fiyatlamayı hafta içinde es geçmesinin arkasında özellikle hafta başından itibaren oldukça güvercin konuşan FED üyeleri de vardı. Piyasa adeta FED üyelerinin son dönemde az bulunur güvercin açıklamalarının tadını çıkarmak istedi. Başta FED başkan yardımcısı Jefferson olmak üzere, ABD tahvil faizlerindeki son günlerdeki yükselmenin finansal koşulları yeterince sıkılaştırdığı, bu nedenle bir faiz artışına daha gerek olmayabileceği minvalindeki açıklamalar piyasa nezdinde karşılık bularak, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinde yüzde 4.89 seviyesinden yüzde 4.53 seviyesine kadar geriletti. Ayrıca jeopolitik risk kaynaklı güvenli liman talebinin tahvillere de yönelmesi de bu düşüşte etkili oldu. Küresel tarafta Perşembe günü ABD’den gelen beklenti üstü manşet TÜFE ve yine beklenti altı gelen haftalık işsizlik maaşı başvurularının da etkisi ile ABD 10 yıllıkları yeniden yükselişe geçse de, Cuma sabahı Çin’den gelen enflasyon ve dış ticaret verilerinin etkisi ile zayıf büyüme emarelerinin küresel büyümeyi de olumsuz etkileyebileceği ve aynı zamanda güçlenen jeopolitik risk fiyatlaması ile 10 yıllık getirileri yeniden düşüşe geçti.
Hazır konu ABD iken şunu da belirtmek isterim, bu hafta ABD’den gelen enflasyon rakamları enflasyonda katılığı bir kez daha gözler önüne serdi. Bu durum FED’in son toplantıda piyasaya tanıttığı “daha uzun süre daha yüksek faiz” mottosunu destekler nitelikte. Sadece bu kadarla kalsa iyi. Enflasyon rakamları sonrasında swap tarafı hala ek bir faiz artışını çok düşük olasılıkla fiyatlıyor. Oysa enflasyonun alt detaylarına baktığımızda özellikle de FED’in özellikle dikkat ettiği süper çekirdekte yıllık bazda bir geri çekilme olsa da aylık bazda iki katına varan bir yükseliş görüyoruz. Petrol fiyatlarındaki yükselme ve buna bağlı olarak enflasyon beklentilerinde olası bir yükseliş ihtimali de hala masada duruyor. Evet tüm bu yukarı yönlü risklere rağmen son dönemde ABD 10 yıllıklarındaki yükseliş ve ücretlerde ılımlı da olsa bir geri çekilme de var ve ortada yayılım etkisi gösterip tüm piyasaları alt üst edebilecek bir savaş var. Tüm bu etkileri birlikte değerlendirdiğimizde belki Kasım ayında değil ama ilerleyen bir iki ayda daha bir faiz artışı çok güçlü olasılıkla olmasa da hala masada. Ben bu noktada piyasa kadar FED kesinlikle faiz artışı daha yapmaz noktasında değilim. Powell’ın da dediği gibi önümüzdeki aylarda da veri bağımlı giden ve çok çok dikkatli davranan bir FED olacağı kesin.
Ortadoğu’daki gelişmeler her ne kadar küresel tarafta hafta içinde çok güçlü fiyatlanmasa da bizde özellikle borsa tarafında bölgeden gelen haber akışları ciddi volatiliteye sebep oldu. Bu noktada piyasadaki hâkim kanıya göre savaşın bizim borsamızı diğer bölgelere göre daha fazla etkilemesinin ana sebebi borsadaki panik satışları. Bir diğer deyişle piyasadaki hâkim kanıya göre borsa yatırımcısı hafta içinde bu haber akışlarına gereğinden fazla abartılı bir tepki verdi. Ben Cuma günü bu yazıyı kaleme alırken BİST-100 endeksi %1.85’lik düşüşle 8107 puandan işlem görüyordu. Seans sonuna doğru satışların derinleşip derinleşmeyeceğini takip edeceğiz. Aşağıda 50 günlük hareketli ortalama 7970 seviyesi oldukça kritik. Buranın altında bir kapanış gelmesi durumunda satışlar 7600’e doğru hızlanabilir ve trend bozulabilir. Önümüzdeki hafta yani 20 Ekim itibariyle 3. çeyrek bilançoları gelmeye başlayacak. Yatırımcının kafasındaki en temel soru şu; haftaya güçlü bilanço etkisi jeopolitik risk fiyatlamasının önüne geçip endeksi yukarı taşır mı? Açıkçası bu soruya kesin bir cevap bulmak güç. Çünkü savaşın ve haber akışlarının ne kadar kötüleşeceğini bilemiyoruz. Ama olurda haber akışları kötüleşmeye devam ederse bilanço etkisinin her seferinde azalacağı bir süreç de masada duran güçlü bir olasılık diye düşünüyorum.